Uzun süredir beklediğimiz an gelmişti. Kocaman bir gökkuşağı bizi bekliyordu dışarıda, sabahın ilk ışıklarıyla. Atladık hemen kırmızı Cadillac’ımıza. O yine asker yeşili pantolonunu giyiyordu, bense gözümde yuvarlak gözlüklerim, üstümde mavi gömleğimle dönmüş onu izliyordum. Direksiyona parmaklarıyla hafifçe vurarak ritm tutmasını seviyordum. Onu izlerken, gökkuşağının başladığı yerde, cennette onunla sevişeceğim anı düşünüyordum. Bir tek o zaman arınabilirdik günahlardan.
Biz gökkuşağına yaklaştıkça sanki her şey son buluyordu. Sanki huzur ilk defa yanıma uğruyordu. Müziğin sesi yükseldi. Cadillac hızlandı. Sanki her şey bizim lehimize işliyordu. O gün güneş bile bize dosttu. Dönüp bir an bana baktı. Öylece donakaldı. kırmızı Cadillac yoldan çıktı. Biz maviliklere gömülürken ağzından sadece iki kelime çıktı. ”Seni her zaman…” dedi. Gerisi gelmedi. Gözlerimi açtığımda başım kucağındaydı. Bana o güzel dudaklarıyla bir gülümseme fırlattı. Etrafıma baktım, her yer yeşildi, en sevdiğim yeşil, yosun yeşiliydi. Hemen sağ tarafımda rengarenk bir sütun vardı. Gökkuşağı burada başlıyordu. Heyecanla gözlerimi ona doğru çevirdim. Sesli bir kahkaha patlattı. ”Evet” dedi, ”cennetteyiz.”
22 sayfadan 1. sayfa